top of page
Ara
  • dogusdaraoglu

İstanbul Sözleşmesinin Ardından│After the Istanbul Convention

Güncelleme tarihi: 10 Mar 2022


Türkçe Metin

Konu İstanbul Sözleşmesinin Ardından


Genel Bakış


Sözleşme, uluslararası hukukta kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konusunda yaptırım gücü olan, bağlayıcı ve bağımsız bir denetim mekanizması kurulmasına yer verilen ve şiddetin kadın erkek eşitliğinin sonucu olduğunun vurgulandığı ilk sözleşme niteliği taşımaktadır. Türkiye sözleşmeyi ilk imzalayan ve onaylayan ülke olmuştur. Daha sonra, 10 ülkenin de imzalamasıyla 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 2019’un Mart ayında da, 33 devlet ve Avrupa Birliği tarafından da onaylanmıştır.


Maalesef Temmuz 2021 de İstanbul Sözleşmesinden çıkılmıştır. Bu, Türkiye için toplumsal cinsiyet eşitliğinin inşasına ilişkin geriye atılan bir adımdır. Buna yönelik, İstanbul başta olmak üzere, Ankara, İzmir gibi diğer illerde de birçok toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenlenmiştir. Birçok sosyal medya kampanyası da eşzamanlı olarak yürütülmüştür. Ne yazık ki, Türkiye önemi yeterince kavranamayan ve belki de yürürlükten kaldırılma hadisesiyle gündeme gelen İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmıştır.


Sözleşmenin en önemli özelliği şiddetin önlenmesi ve şiddetle mücadele alanında devletin kurumsal mekanizmalar oluşturmasını zorunlu kılmasıydı. Bu sözleşmeden çıkılma nedeni olarak ''nafaka durumu'' bir ana problem olarak nitelendirilmiş, öne sürülmüştür. Fakat bu uygulamada çalışan biz avukatlarca kolayca çürütülebilen bir argüman mahiyetindedir. Bu sözleşme toplumsal cinsiyeti tüm yönüyle ele alan ve koruma sağlayan bir sözleşmeydi. Asıl kaşları kaldıran hususun İstanbul Sözleşmesi’nin bu anlamda koruma sağlayabilme potansiyeli olmasaydı. İlgili sözleşmenin kurucularından olan Türkiye’nin bu hamlesinin, etkin bir toplumsal eşitliğinin inşasını olumsuz etkilediği kanaatindeyiz.


Bu makalede, sözleşmeden çıkılması öncesi ve sonrası matematiği yapılmıştır. Sözleşmenin amacı, getirdiği ve getirebileceği muhtemel yenilikler anlatılmış, uygulamadaki sıkıntılara değinilmiş, sözleşme öncesi ve sonrası nelerin değiştiğine yönelik bilgiler ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.


Makale


8 Mart 1957 yılında eşit işe eşit ücret greviyle başlayan kadın hareketinin ve pek çok uzantısından biri olan ve Türkiye’deki kadın hareketine destekçi aktivist ve avukatların amaçları şu başlıklar altında toplanabilir:


-Kadınlara karşı ayrımcı söylemlerden vazgeçilmesini,

-Kadınlara kazanılmış yasal haklarına dokunulmamasını,

-Kadının ekonomik, sosyal, kültürel alanda güçlenmesi için gerekli alanda güçlenmesi için gerekli önlemlerin alınmasını,

-Tam eşitlik sağlanana kadar olumlu ayrımcı düzenlemeler yapılmasını,

-Siyasette kadın-erkek eşitliğini sağlayacak kota sisteminin uygulanmasını ve seçilebilir sıralarda “fermuar sistemi”yle bir kadın-bir erkek aday gösterilmesini,

-Aile Hukuku’nda alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının ve nihayetinde arabuluculuk kurumunun uygulanması fikrinden vazgeçilmesi ve uzlaştırma kapsamına alınan bu suçların bu kapsamdan çıkarılması,

-Kadın alanında çalışan tüm Sivil Toplum Kuruluşları ve Baroların Kadın Hakları Merkez/Komisyon/Kurullarıyla ortak çalışma yapılmasını,

-Medeni Kanundaki nafaka hükmüne dokunulmaması,

-Cinsel Suçlar alanında yenilikçi ve toplumsal cinsiyet tabanlı anlayışın benimsenmesi


amaçlanıyordu.


Türkiye “Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (CEDAW)” ve “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi-İstanbul Sözleşmesi”ni imzalamış ve onaylamıştır. Bu sözleşmeler gereği yerine getirmesi en önemli taahhüt, her alanda Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin sağlanmasıdır. Yani taraf devlet olarak, Türkiye yasalarda ve yaşamda kadın-erkek eşitliğini sağlayacak her türlü tedbiri almak ve düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür. Ne yazık ki bu taahhütlerin yerine getirilmediğini sözleşmenin yürürlükte olduğu sürede de göremedik.


Nafaka Mağdurları Lobisi

Sözleşmeden çıkılma nedenlerinin başında Türk Medeni Kanunun 175. ve 176. maddelerinde düzenlenen yoksulluk nafakası hükmünün “Erkeğin hayatının ipotek altına alınmaktan kurtulması” gerekçesiyle yoksulluk nafakasının süresiz olmasının önlenmesi, hatta tamamen kaldırılması gündeme gelmiştir. Nafaka mağdurları lobisi de oluşmuş ve bu yönde istekler talep etmişlerdir. Uygulamada genellikle nafaka alan tarafın kadın olmasının nedeni, ülkemizde kadının eğitimi, ekonomik durumu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi sorunlardan kaynaklanmaktadır, Oysa yasaya göre erkek eşlerin de nafaka almasının önünde bir engel bulunmamaktadır; her iki eş de nafaka talep edebilir.

TMK m. 176 
“Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

denilerek hakime geniş yetkiler verilmiş ve şartların değişmesi halinde de nafakanın azaltılacağı ya da tamamen kaldırabileceği de hükme bağlanmıştır. Bu madde varken, öne sürülen gerekçelerin herhangi bir hukuki altyapısı bulunmamaktadır. Uygulamada da, dosyalarımızda hükmedilen nafakalar çok cüzi olmaktadır. Erkek işten çıkmakta ya da sigortasız çalışmaktadır ve kendi adına herhangi bir malvarlığı edinmemektedir. Maalesef, nafakanın tahsili de çoğu zaman mümkün olmamaktadır.


Cinsel Suçlara Yönelik Düzenlemeler

Sözleşmenin cinsel suçlar alanında değindiği birçok farklı konu da bulunmaktaydı. Sözleşmede şiddet tanımlanmış olup; cinsiyete dayalı şiddetin, şiddetin bir türü olduğu açıkça belirtilmiştir. Sözleşmenin getirisi olarak kız çocuklarına karşı şiddet kavram değerlendirilmesi beklenmekteydi. Sözleşmenin 2 ve 3. Maddelerine ithafen kız çocuklarına yönelik şiddet de sözleşme kapsamında değerlendirilmeliydi. Sözleşme, terimler bakımından yaygınlaştırma rolünü de üstlenmekteydi. Şöyle ki, cinsel şiddet yerine “toplumsal cinsiyete dayalı şiddet” veya “cinselleşmiş şiddet” terimlerinin kullanılmasının yaygınlaşmasını hedefliyordu. Zorla evlendirilmeyi ayrı bir suç haline getirmesi öngörülmekteydi. Sözleşmenin 37.maddesi taraf devletlere yetişkin bir bireyi veya çocuğu evlenmeye zorlayan kasıtlı davranışların suç sayılmasını sağlamak üzere hukuki veya diğer tedbirleri alma yükümlülüğü getirmekteydi. Bilindiği üzere, hukukumuzda zorla evlendirmeyi cezalandıran özel bir suç tipi bulunmamaktadır. Şayet ayrı bir suç haline getirilseydi, öngörülecek yaptırımın hürriyeti kısıtlama veya tehdit suçları için öngörülen yaptırımından daha ağır bir yaptırıma sahip olması gerekliydi. Yine kadın sünnetine yönelik hukukumuzda bir özel suç tipi bulunmamaktadır. Nitekim bu suç; Suriye savaşı sonrası artan göç hareketlerinden ötürü oldukça önem arz etmekteydi.


Yine sözleşmenin yenilik getirmesi beklenen başka bir konusu da uygulamada daha çok taşrada karşılaştığımız çocuk evliliklerine yöneliktir. 18 yaşından küçüklerle evlilik olmayacağı açıktır. Bunun suç olarak da düzenlenmesi gerekmektedir. Türkiye’de sıklıkla tartışılan, çocuk yaşta evlilikler için cezasızlık nedeni düzenlenmesi getirilmesi hususunun gerçekleşmesi pek tabi sözleşmeyle uyumlu olmayacaktı. Bilakis, sözleşmenin genel yükümlülükler hükümleri de dikkate alındığında, çocuk evliliklerini önlemenin taraf devletlerin yükümlülüğü olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Sözleşmenin 48. Maddesi her türlü şiddete ilişkin olarak arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil, zorunlu alternatif uyuşmazlık çözüm süreçlerinin yasaklanması gerektiği belirtilmektedir. Şiddet uygulayan kişilerin bir kez şiddet uygulamadığı, bunun süreklilik arz ettiği dikkate alındığında, belirtilen suçlarda uzlaştırmanın isteğe bağlı veya zorunlu, hiçbir şeklinin uygulanmaması gerekir. Ayrıca burada altının çizilmesi başka bir konu da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararının dahi etkili ve caydırıcı bir yaptırım olmadığı kabul edilmektedir. Çıkılan sözleşmeden bu yenilikleri getirmesi beklenmekteydi.


Bu kapsamda cinsel suçlarda toplumda vurgulanması gereken veya topluma anlatılması gereken “evet, evet demektir” ifadesidir. Bir zamanlar cinsel suçlarda “hayır, hayır demektir” ifadesi geçerliyken günümüzde artık “evet, evet demektir” in geçerli olduğunun kabul edilmesi ve cinsel suçun ispatı için, mağdurun direndiğinin ispatlanması gereğini aramamak, mağdur evet demedi ise bunun ötesinin suç olduğunu kabul etmek gerekir. İstanbul Sözleşmesinin de bu amaca da hizmet ettiği aşikardır.


Koruyucu ve Önleyici Tedbirler


İstanbul Sözleşmesi sonrası gündemde en çok karşılaşılan zorluklar uzaklaştırma kararlarına ilişkindir. Uzaklaştırma kararlarının süreleri sözleşmeden çıkıldığından beri daha kısa verilmeye başlanmıştır. 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun hala yürürlüktedir. 6284 sayılı yasa kapsamında;


Başlıca iki farklı koruma tedbiri kararı vardır. Biri koruyucu tedbir kararı diğeri ise önleyici tedbir kararıdır. Kararı veren makamlar bakımından da koruma tedbiri kararları ikiye ayrılmaktadır. Bunlardan ilki mülki idari amir tarafından verilen koruma tedbir kararları diğeri ise aile mahkemeleri tarafından verilen koruma tedbiri kararlarıdır.


Bu minvalde bir sıkıntı yaşanmayacağı düşünülse de, uygulamada durum bu şekilde değildir. Zaten 2-3 ay kadar alınabilen uzaklaştırma kararları daha da zor ve kısa sürelere, genelde bir (1) aya kadar, düşmüştür. Polis memurlarıyla ilgili sıkıntı yaşanmaya başlanmıştır. Uygulamada avukatların işleri güçleşmiştir, algı farklılaşmıştır. Hâlbuki, İstanbul Sözleşmesinden çıkılsa da, uyumlu olan 6284 Sayılı Kanun hala yürürlüktedir ve aynı korumayı sağlamaktadır. Ayrıca uygulamada memurların işlerini yapmaktan çoğu zaman kaçındığıyla karşılaşılmaktadır.


İzleme Mekanizması- GREVIO


Sözleşmenin en önemli yanlarından biri, getirdiği izleme mekanizmasıdır (md. 66). Buna göre, Sözleşmenin Taraf Devletlerce etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak üzere, Avrupa Konseyi bünyesinde, 10 ila 15 uzmanın yer aldığı “Kadına Yönelik ve Aile İçi Şiddete Karşı Mücadelede Uzmanlar Grubu" (GREVIO) adı altında bir denetim mekanizması oluşturulmuştur. GREVIO’nun görevi, taraf devletler hakkında düzenli denetim raporları hazırlamak, raporlarda üye devletlere kadına yönelik ve aile içi şiddetle mücadelede önerilerde bulunmak, bu önerilerin yerine getirildiği getirilmediği takip etmek, bu raporlarla bir yandan Avrupa genelinde kadın-erkek eşitliği ve kadına yönelik şiddetle mücadelede ortak normlar yaratılmasına, bir yandan da taraf devletlerde bu alanlarda ilerleme sağlanmasına ortam yaratmaktır. GREVIO'nun ilk Başkanlığına Türkiye'den aday gösterilen Prof. Dr. Feride Acar seçilmiş ve iki dönem başkanlık yapmıştır. Sözleşmeyi yazan Komite, Sözleşme metni ile birlikte hazırlanmış olan ‘açıklayıcı kitapçık' (Explanatory Report) Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulunca kabul edilmiştir. Sözleşme gibi hukuki bağlayıcılığı olmayan bu açıklayıcı belgede, Sözleşme hükümlerinin yorumlanması ve uygulanması ile ilgili örnekler verilmekte, bir yönetmelik işlevi görmektedir.


Bilindiği gibi, sivil toplum örgütlerinin, özellikle kadın STK'larının, Sözleşmenin uygulanma ve denetlenmesi sürecine anlamlı biçimde katılmaları Istanbul Sözleşmesi'nde teşvik edilmiştir. Taraf devletler, denetim mekanizması olan Kadına Yönelik ve Aile İçi Şiddete Karşı Mücadelede Uzmanlar Grubuna (GREVIO) ayrıştırılmış güncel istatistiksel veriler ışığında, şiddet olaylarına, başvurulara ve alınan önlemlere ilişkin bilgiler ile bütüncül politikaların uygulanmasındaki gelişmelere yer verilen ayrıntılı Rapor düzenlenmekle yükümlü kılınmıştır. GREVIO, Mart 2016'da ülkelerin ilk Raporlarını hazırlamaları için Rapor formatını ve soruları göndermiştir. Buna göre, Türkiye ilk resmi Raporunu 2017 yılı Temmuz ayında vermiştir. Türkiye'den aynı zamanda kadın kuruluşlarınca Gölge Raporlar da gönderilmiştir. Yapılan incelemeler sonra Türkiye'nin Sözleşmenin uygulanmasındaki eksikliklere dikkat çekilmiştir. Şiddetle mücadelede başarılı olabilmek için, kadın kuruluşlarının deneyimlerinin dikkate alınmasına, kadını birey olarak gören zihniyetin yerleştirilmesine, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına ve bu açılardan kararlı bir devlet politikasının uygulanmasına ihtiyaç olduğu sonucu çıkmıştır.


Uluslararası denetim mekanizması devleti direk bağlamaktaydı. Devletler, uluslararası mahkemelerde yargılanıp ceza alıyordu. GREVIO ‘nun pratikte uygulanması, İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasıyla zorlaşmıştır. Bu zorluk, kişilerden kaynaklı olarak gündeme gelmiştir. Uluslararası yaptırım önemli bir caydırıcı elemandır. Kanuna aykırı hak ihlalleriyle sonuçlanan davalar sonucu devletler tazminat yaptırımına tabi tutuluyordu. Bağlantılı olarak bir başka tartışma konusu da, uluslararası ve meclisten geçen bir sözleşmenin, bir kanun hükmünde kararnamesiyle çıkılmasının hukuki olarak geçersizliğidir. Uluslararası sözleşmelerden bir kararnameyle çekilmenin yok hükmünde olduğu savunulan görüşler arasındadır.


Sonuç


Yıllardır Kadının İnsan Hakları için mücadele eden uygulamadaki kadın hakları savunucusu avukatlar olarak, ülkeleri bu tür geriye götüren değişikliklerden duyduğumuz rahatsızlığı dile getirmek zorundayız. İmzalanan uluslararası sözleşmeler, gerekse ülkede çıkarılan yasalar dikkate alınmalıdır. Taahhüt edilen konularda dahi gerekli düzenlemeler yapılmamış, tedbirler alınmamış ve herhangi bir alanda toplumsal cinsiyeti sağlamak amacıyla herhangi bir ivme kazanılmamıştır. Bu hususların hepsi birer İnsan Hakları ihlalidir.


Şiddetten arındırılmış bir dünyada, sahiplenmeden ve metalaştırmadan sevmeyi öğrendiğimiz aydınlık ve barış dolu günlerde birlikte olmayı diliyoruz.

**Bu dokümanın hazırlanmasında İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi İstanbul Sözleşmesi Özel Yayınından yararlanılmıştır.


Daraoğlu Law Firm


 

English Version

Subject After the Istanbul Convention


General


The convention is the first convention in international law that includes the establishment of a binding and independent control mechanism with the power to impose sanctions on violence against women and domestic violence and emphasizes that violence is the result of equality between women and men. Turkey was the first country to sign and ratify the convention. Later, it entered into force in 2014 with the signing of 10 countries. In March 2019, it was approved by 33 states and the European Union.


Unfortunately, the Istanbul Convention was terminated in July 2021. This was a step backward for Turkey to build gender equality instead. For this purpose, many meetings and demonstration marches were organized in other cities such as Ankara and Izmir, especially in Istanbul. Many social media campaigns were also carried out simultaneously. Unfortunately, Turkey has come out of the Istanbul Convention, the importance of which has not been adequately grasped and perhaps came to the fore with its repeal.


The most important feature of the convention was that it required the state to establish institutional mechanisms in the field of preventing and combating violence. As the reason for exiting from this contract, the "alimony situation" was described as the main problem and it was put forward. However, it is an argument that can be easily refuted by us lawyers working in this practice. This convention was a convention that addressed gender in all its aspects and provided protection. What raises eyebrows was the potential of the Istanbul Convention to protect this sense. We believe that this move by Turkey, one of the founders of the relevant convention, adversely affected the construction of effective social equality.


In this article, pre- and post-contract math are done. The purpose of the contract, the possible innovations it brought and could bring, the difficulties in implementation were mentioned, the information about what changed before and after the contract was discussed in detail.


Article


The aims of the women's movement, which started with the equal pay strike for equal work on March 8, 1957, and the activists and lawyers who are one of its many extensions and support the women's movement in Turkey can be grouped under the following headings:


-Stopping discriminatory discourses against women,

-Not to violate the legal rights of women,

-To take necessary measures for the empowerment of women in the economic, social, and cultural fields,

-Making positive discriminatory regulations until full equality is achieved,

-The implementation of the quota system that will ensure equality between women and men in politics and the nomination of a man and a woman with the "zipper system” in selectable positions,

- Abandoning the idea of applying alternative dispute resolution methods and ultimately the mediation institution in Family Law and removing these crimes, which are included in the scope of mediation, from this scope,

- Working together with the Women's Rights Center/Commission/Boards of all Non-Governmental Organizations and Bar Associations working in the field of women,

- Not to touch the alimony provision in the Civil Code,

- Adoption of an innovative and gender-based approach in the field of Sexual Offenses


were aimed.


Turkey has ratified and signed the “Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women (CEDAW)” ve “Council of Europe Convention on preventing and combating violence against women and domestic violence-İstanbul Convention”. The most important commitment to fulfill under these agreements is to ensure Gender Equality in every field. In other words, as a state party, Turkey is obliged to take all kinds of measures and make arrangements to ensure equality between women and men in law and life. Unfortunately, we did not see that these commitments were not fulfilled during the period when the contract was in effect.


The Lobby of Alimony Victims


At the beginning of the reasons for exiting the contract, the provision of alimony regulated in Articles 175 and 176 of the Turkish Civil Code was brought to the agenda to prevent or even completely abolish alimony on the grounds that "the man's life is saved from being mortgaged". The alimony victims' lobby has also formed and demanded requests in this direction. In practice, the reason why the recipient of alimony is usually a woman is due to problems such as women's education, economic situation, and gender inequality in our country. However, according to the law, there is no obstacle for male spouses to receive alimony as well; Both spouses can claim alimony.

Turkish Civil Code article 176;
“It may be decided payment of material compensation and poverty alimony in a lump sum or as endowments according to requirements of occasions. It can not be decided payment of spiritual compensation as endowments. Material compensation or poverty alimony which has been decided its payment as endowments is cancelled automatically in case remarriage of creditor party or death of one of parties; it is cancelled by court decision in cases where creditor party has lived as married without marriage, poverty of him or her has ceased or led a disreputable life. In cases where alteration of financial situations of parties or equity necessitated, it may be decided increasing or decreasing of endowment. Judge, on request, may decide in what quantity to be paid of material compensation or alimony which has been decided its payment as endowments in following years according to social and economical conditions of parties.”

By saying this, the judge was given wide powers and it was also decided that if the conditions change, the alimony can be reduced or completely abolished. While this article exists, the justifications put forward do not have any legal basis. In practice, the alimony ordered in our files is very small. The man is out of work or uninsured and does not acquire any assets in his own name. Unfortunately, the collection of alimony is often not possible.


Regulations Regarding Sexual Offenses


There were also many different issues that the Convention addressed in the field of sexual offenses. The Convention defines violence; It has been clearly stated that gender-based violence is a form of violence. The concept of violence against girls was expected to be evaluated as the outcome of the convention.. With reference to Articles 2 and 3 of the Convention, violence against girls should have been considered within the scope of the Convention. The convention also played the role of dissemination of terms. Namely, it aimed to popularize the use of the terms "gender-based violence" or "sexualized violence" instead of sexual violence. It was envisaged to make forced marriage a separate crime. Article 37 of the Convention obliges States parties to take legal or other measures to criminalize intentional acts that compel an adult or child to marry. As it is known, there is no special type of crime punishing forced marriage in our law. If it had been made a separate crime, the sanction to be envisaged should have been more severe than the sanction envisaged for the offenses of restriction or threat to liberty. Again, there is no special crime type in our law regarding female genital mutilation. As a matter of fact, this crime; was very important due to the increasing migration movements after the Syrian war.

Another subject of the contract, which is expected to bring innovation, is child marriages, which we encounter in practice mostly in the provinces. There will be no marriages to persons under the age of 18. It should also be regulated as a crime. The realization of the issue of arranging impunity for child marriages, which is often discussed in Turkey, would not be compatible with the contract. On the contrary, when the general obligations provisions of the convention are taken into account, it emerges that the parties must prevent child marriages. Article 48 of the Convention states that compulsory alternative dispute resolution processes, including mediation and conciliation, should be prohibited regarding all forms of violence. Considering that the perpetrators of violence do not use violence once and that it is continuous, no optional or compulsory form of mediation should be applied in the crimes mentioned. In addition, another issue to be underlined here is that even the Deferment of the Announcement of the Verdict is not accepted as an effective and deterrent sanction by the European Court of Human Rights. The contract was expected to bring these innovations.


In this context, it is the expression “yes means yes” that should be emphasized or explained to society in sexual crimes. While the expression "no means no" was once valid in sexual crimes, it is necessary to accept that "yes means yes" is valid today, and not to seek the need to prove the resistance of the victim to prove the sexual crime and to accept that if the victim did not say yes, it is a crime beyond that. It is obvious that the Istanbul Convention also serves this purpose.


Protective and Preventive Measures


The most encountered difficulties on the agenda after the Istanbul Convention are encountered in the suspension decisions. The duration of suspension decisions has been shorter since the contract was terminated. Law on Protection of Family and Prevention of Violence Against Women, No. 6284 is still in force. Within the scope of the law numbered 6284;

There are two main protection measures. One is a protective cautionary and the other is a preventive cautionary decision. In terms of the decision-making authorities, the protective measures are divided into two. The first of these is the protective measure decisions given by the administrative authority and the other is the protection measures given by the family courts.


Although it is not thought that there will be no problems in this regard, it is quite problematic in practice. Suspension decisions, which can already be taken for 2-3 months, are even more difficult and shorter periods, usually up to one (1) month, have decreased. There was a problem with the police officers. In practice, the job of lawyers has become more difficult, the perception has changed. However, although the Istanbul Convention has been withdrawn, the harmonized Law No. 6284 is still in effect and provides the same protection. In this regard, in practice, it is encountered that civil servants often avoid doing their jobs.


Independent Expert Body/Monitoring Mechanism – Group of Experts on Action against Violence against Women and Domestic Violence (GREVIO)


One of the most important aspects of the Convention is the monitoring mechanism -Monitoring Mechanism-GREVIO- it introduces (art. 66). Accordingly, to ensure the effective implementation of the Convention by the States Parties, a supervisory mechanism was established within the Council of Europe under the name of “Experts Group on Combating Violence Against Women and Domestic Violence” (GREVIO), which includes 10 to 15 experts. The duty of GREVIO is to prepare regular audit reports on the states parties, to make recommendations to the member states in the reports on combating violence against women and domestic violence, to monitor whether these recommendations are fulfilled. It is to create an environment for the creation of norms and, on the other hand, to make progress in these areas in the States Parties. Nominated for the First Presidency of GREVIO from Turkey, Prof. Feride Acar was elected and served two terms as president. The Committee that wrote the Convention, the 'Explanatory Report' prepared together with the text of the Convention was accepted by the Council of Europe Council of Ministers. In this explanatory document, which is not legally binding like the contract, examples of the interpretation and application of the provisions of the contract are given, and it functions as a regulation.


As is known, the meaningful participation of non-governmental organizations, especially women's NGOs, in the implementation and monitoring of the Convention is encouraged in the Istanbul Convention. States parties are obliged to issue a detailed report, which includes information on incidents of violence, applications and measures taken, and developments in the implementation of holistic policies, in the light of current statistical data disaggregated into the Expert Group on Combating Violence Against Women and Domestic Violence (GREVIO), which is the inspection mechanism. In March 2016, GREVIO sent the Report format and questions for countries to prepare their first Report. Accordingly, Turkey submitted its first official report in July 2017. Shadow Reports were also sent from Turkey by women's organizations. After the examinations, the shortcomings of Turkey's implementation of the Convention were pointed out. It has been concluded that to be successful in the fight against violence, it is necessary to take into account the experiences of women's organizations, establish a mentality that sees women as individuals, ensure gender equality, and implement a determined state policy in these respects.


The international control mechanism directly binds the state. States were tried and sentenced in international courts. The practical implementation of GREVIO became more difficult with the exit from the Istanbul Convention. This difficulty has come to the fore because of people. International sanctions are an important deterrent. States were subject to compensation sanctions as a result of lawsuits that resulted in unlawful violations of rights. Relatedly, another issue of debate is the legal invalidity of an international and parliamentary agreement being exited by a decree law. It is among the views that it is argued that withdrawing from international conventions by a decree is null and void.


Conclusion


As advocates of women's rights in practice, who have been fighting for the Human Rights of Women for years, we have to express our discomfort with these kinds of backward changes. Signed international conventions and laws enacted in the country should be taken into account. Necessary arrangements have not been made, measures have not been taken, and no momentum has been gained to ensure gender equality in any field, even on the committed issues. All of these issues are violations of Human Rights.


We wish to be together in a world free of violence, in bright and peaceful days where we learn to love without possessing and commodifying.


**While preparing this document, "Istanbul Bar Association Women's Rights Center Istanbul Convention Special Publication" was used.

Daraoğlu Law Firm





291 görüntüleme0 yorum

Comments


Yazı: Blog2_Post
bottom of page